Onu yalnızca "dünyayı dolaşan ilk Türk denizci" diye anmak haksızlık olur. Çünkü asıl yaptığı, arkasından gelenlere "yapılabilir" dedirtmekti.
1965 yılının Ağustos ayında Sadun Boro, Kısmet adlı küçük yelkenlisiyle yola çıktı ve dünyanın çevresini dolaşan ilk Türk denizci unvanını aldı. O yıllarda bunun ne anlama geldiğini bugünden kestirmek zor. Ne GPS vardı, ne internet, ne de modern navigasyon cihazları. Sadece bir tekne, birkaç harita ve inat vardı.
On Buçuk Metrelik Hayal
Kısmet'in kendisi bir azim hikâyesidir. On buçuk metre boyundaki keç armalı tekne, 1963'te Salacak'ta Athar Beşpınar'ın atölyesinde kızağa kondu. Maddi imkânsızlıklar içindeki Boro, tekneyi bitirebilmek için Tarsus'ta kendine daha yüksek maaşlı bir iş buldu; seyahatin finansmanını ise yolculuğu Hürriyet gazetesine içerik olarak satarak çözdü.
Bir Eş, Bir Kedi, Bir Okyanus
Ama bu yolculuğu unutulmaz kılan, teknik başarısı değil, kadrosuydu. Boro bu yolculukta yalnız değildi: Alman asıllı eşi Oda ve Kanarya Adaları'nda aralarına katılan kedileri Miço da teknedeydi. Bir adam, bir kadın ve bir kedi — okyanusları aşan bu küçük aile, denizciliği bir kahramanlık gösterisi olmaktan çıkarıp insani, sıcak, paylaşılabilir bir şeye dönüştürdü.
Yolculuk İstanbul'dan Cebelitarık'a, Kanarya Adaları'ndan Karayipler'e, Panama Kanalı'ndan Pasifik'in adalarına, oradan Hint Okyanusu ve Kızıldeniz'e uzandı ve 15 Haziran 1968'de tamamlandı.
Asıl Miras: Pupa Yelken
Boro'nun asıl mirası dönüşten sonra başladı. Üç yıla yakın süren seyahatinin anılarını önce gazetede tefrika etti, sonra Pupa Yelken adlı kitapta topladı; bu anılar ilgiyle, merakla okundu.
Ve işte menkıbenin kalbi burada: 1969'da çıkan Pupa Yelken, binlerce gencin hayal kapılarını açtı. O gençlerden biri, kitabı okuduğunda on yedi yaşında olan Alim Sür'dü. "Hayalimin gerçekleşmesi için 35 sene bekledim" diyen Sür, 2003'te kendi dünya turunu yaparak Boro'nun açtığı yolda ilerledi.
Neden Sevildi?
İnsanlar Sadun Boro'yu cesareti için sevdi, evet. Ama daha çok, cömertliği için sevdiler. Yaptığını kendine saklamadı; anlattı, yazdı, paylaştı. Bir hayalin nasıl gerçeğe dönüştüğünü göstererek, başkalarının hayal kurmasına izin verdi.
Kısmet bugün İstanbul Hasköy'deki Rahmi Koç Müzesi'nde görülebilir — ama Boro'nun asıl bıraktığı iz, hiçbir müzeye sığmaz. O iz, her yıl Türk bayrağıyla denize açılan ve "ben de yapabilirim" diyen her amatör denizcinin pruvasındadır.